Bir tarlanın bereketini anlamak için yalnızca uzaktan tapu kayıtlarına ya da makro tarım politikalarına bakmak yetmez; eğilip toprağı avuçlamanız, tohumun toprağa nasıl tutunduğunu, köylünün o tohumu ekerken gökyüzüne nasıl baktığını görmeniz gerekir. Kökleri Kura ve Aras nehirlerinin beslediği, Kafkasya’nın sarp gerçekliği ile Doğu’nun kadim dayanışmasını harmanlayan Aran bölgesinden süzülüp gelen bir sosyal bilimci olarak, topluma bakışım da tam olarak böyledir. "Bir toplumu anlamak, insanını anlamaktır" tezi, masa başında yazılmış soğuk bir teori değil; bizzat sokağın, pazar yerinin ve mutfağın sıcağında kaynayan, yaşanmış bir hakikattir. Toplum dediğimiz o devasa, karmaşık yapı, aslında göze görünmez bir alfabeyle, yani insanın gündelik hayatındaki sıradan davranışlarıyla her sabah yeniden yazılır.
Modern bilimin büyük ustaları da yüzlerini hep bu "sıradanlığa" dönmüştür. Örneğin, sosyolog Erving Goffman dünyayı devasa bir tiyatro sahnesi olarak anlatırken, aslında bize pazarda komşumuzla selamlaşmamızın, kahvehanede çay bardağını tutuşumuzun tesadüf olmadığını söyler; her hareketimiz, içinde yaşadığımız toplumun ahlaki kodlarının sessiz bir provasıdır. Bir diğer büyük düşünür Pierre Bourdieu ise "habitus" kavramıyla, insanın içine doğduğu sınıfın ve kültürün, onun sadece cüzdanına değil; beden diline, müzik zevkine, hatta sofradaki lokmasını çiğneme biçimine bile kazındığını anlatır. Ancak bu evrensel gerçekleri bugünün Türkiye’sini okumak için kullandığımızda, Batı'nın kavramsal iskeletini kendi toprağımızın irfanıyla mayalamamız gerekir. Bu noktada, akademik vitrinlerde çok parlamasa da ülkenin derinliklerine inmiş, köy köy, kasaba kasaba insanımızın izini sürmüş kıymetli aydınlarımızın hakkını teslim etmeliyiz.
“Bir toplumu anlamak, insanını anlamaktır.”
Bugün mega kentlerde yaşadığımız kentli-köylü gerilimini, bitmeyen o var olma telaşını anlamak için İbrahim Yasa’nın ta 1940'larda Hasanoğlan köyünde yaptığı o eşsiz gözlemlere dönmemiz elzemdir. Yasa, devletin politikalarının, köylünün akşam yemeğindeki porsiyonlarına, kız isteme adetlerine ve komşuluk ilişkilerine nasıl yansıdığını nakış gibi işlemiştir. Benzer şekilde, bugün inancın ve muhafazakârlığın toplumdaki yerini sadece siyasi tartışmalarda aramak büyük bir yanılgıdır. Amiran Kurtkan Bilgiseven’in eserlerinde ustalıkla gösterdiği gibi inanç, meclis kürsülerinden ziyade; mahalledeki yardımlaşmada, imece usulünde ve "bizden olanı" koruma refleksinde gizlidir. Ve elbet, toplumumuzun krizler karşısındaki o inanılmaz dayanıklılığını, fırtınada eğilip kırılmayan bir ağaç gibi ayakta kalışını anlamak için Mübeccel Belik Kıray’ın "tampon mekanizmalar" kavramına bakmalıyız. İnsanımız; ekonomik buhranlar veya göçün yarattığı o büyük sarsıntılar karşısında çökmek yerine, hemşehricilikle, akraba kayırmacılığıyla, altın günleriyle kendi sosyal güvenlik ağını, yani tamponlarını kurarak hayatta kalmıştır.
İşte bu yüzden, bir devletin gücünü yasalardan, bir toplumun medeniyetini sadece diktiği gökdelenlerden okuyamazsınız. Gerçek toplumsal yapı; trafikteki tahammülde, mahalle bakkalının veresiye defterindeki sessiz dayanışmada, sabah işe giden işçinin adımlarındaki yorgunlukta ve bir bürokratın vatandaşa hitap biçiminde ete kemiğe bürünür. Aran'ın o dirençli coğrafyasından Anadolu'nun bereketli bozkırlarına uzanan hayat çizgisinin bana öğrettiği yegâne gerçek şudur: Eğer toplumsal dertlerimize bir şifa bulacaksak, büyük reçetelerden önce mikro gerçekliğe; o sıradan insanın sessiz, mütevazı ama sarsıcı gündelik hayat mücadelesine yüzümüzü dönmek zorundayız.
Toplumu anlamanın yolu,
insana bakmaktan geçer.
Gündelik hayatın küçük ayrıntıları, büyük toplumsal yapıların en görünür ve en sahici izlerini taşır.
Sık Sorulan Sorular
Toplumu anlamak için gündelik hayata neden bakılır?
Toplum, büyük nutuklarda değil; pazarda, mutfakta ve sokaktaki sıradan davranışlarda her sabah yeniden yazılır. Sessiz kodlar, resmî verilerin göstermediğini gösterir.
Sessiz alfabe nedir?
Selamlaşma, çay bardağını tutuş ve bakkalın veresiye defterindeki dayanışma gibi gündelik davranışların taşıdığı ortak anlamlardır. Bu alfabe okunmadan toplumun gerçek işleyişi anlaşılamaz.